8 Mayıs 2009 Cuma

ben evet yine ben

Bugün kpss başvuruları için odtü'nün Yüzüncüyıl kapısına gittim. Ha bi de üç ay önce bi scooter motor aldığımı söylemeyi unutmuşum. Tabi motorla hep serbest zamanlarda(cumartesi pazar gibi) gezmeye alışık olduğum için şimdi bir iş için çalıştırınca motoru, ulan millet bana, "lan bu deli ne yapıyo" der mi gibi bi şeyler hissetim ne yalan söyleyeyim. sabah yataktan telefonun alarmıyla sıçradığımda bozuk bi hava vardı. ama babamın arabayla işi olduğu için motorla çıkmak zorundaydım çünkü kpss başvurularının son günü candostlar. Her neyse yola çıktık efendim. Benim scooter'ın maksimum hızı 100 fakat motor en fazla seksen yapabiliyo o da yol eğimli olursa. Tabi sabahın çatayazı olduğu için rüzgar uçağın camından kafayı çıkarmışsın gibi insanın yüzünü eğmeye bükmeye çalışıyo. Bazı motor delisi arkadaşlar kaskın yokmuydu diyebilirler. Kask tabi ki var a dostlar ama kaskı 1 milyarlık kaskların, shoeı'lerin, nolan'ların arasından, işte bu benim olmalı diye almadığım için, rüzgar kafamda hiç kask yokmuş gibi benle daşşak geçti. 40 -50 arası bazen 60-70 i de bulduğumuz bir yolculuktan sonra odtü'nün kapısına giden henüz yüksek binaların inşaatının bitmediği, gecekondularla on beş katlı binaların kardeşliğini anlatan keskin virajlı sokağa girdim. virajın ortasındaydım, o da ne bu bir kız, hem de bana bu ilginç kaskı taktığım halde 3 saniyeden daha fazla kesik atan bir nazlı fidan, bir dağ parçası, bir eşkiya şarabı... demek kaskı çıkarırsam bana daha uzun bakardı. Dönüşte kask yok demek ki. Virajı biraz daha havalı ve hızlı dönmeye çalıştım. Fakat arkamdan bana çok yaklaşan bir fiat doblocunun yüzünden o kızın önüne kendimi atıverecektim neredeyse. Adam bana değdi değecek, hafif sağa yatarak tabi ağır ve sinirli bir yatırış bu, adama yol verdim ve tam yanımdan geçerken ona polat alemdar bakışı atmaya çalıştım. Benden daha küçük bir çocuktu galiba o da bana sinirlice baktı ve vın... neyse az ilerleyip odtü'nün güvenlikleri ile burun buruna geldim. Oraya dışardan gelenlerin form alması için yapılmış tek kişilik bir pefabrikin önünde, kalabalıklara rakam verme noktasında hiç başarılı değilim ama 100-150 kişi bekliyordu. Ama ne 150 kişi her biri birbirinden merdane, durakta gördüğüm kızdan daha güzel kimi kızıl kimi esmer tahmini 70-80 adet kız... Sanki hepsi beni bekliyormuş da buradan bi yerlere gidecek mişiz gibi bir sevinç doldu içime. Yine ağır ağır ve karizmatik dönüşlerimi yapmaya başlamıştım. Burdan kız tavlanır mıydı acaba. Kendimi arkasında imparator yazan bir şahinin içindeki 7 kişiden biri gibi hissetim bi an. Aynı anda vakur, yalnız, atıyla oralarda gezintiye çıkmış bir kovboyu da andırmıyor değildim. Herkesin beni izlemesi ve bende oluşan fiziki ve ruhi değişimler yanında sakarlığa da davetiye çıkarabilirdi. Neyse ki motoru park etmiş iki arabanın arasına koydum. Bir motor gelirse buraya parketsin diyen bir şoförün centilmenliğini kullanarak prim yapıyordum. Herkes içinden "aaa ne kadar da pratik ben de motor almalıyım" diye düşünüyor gibime geldi... Zaten bu erkeklerin motorlara,ATV'lere bakışı çok komiktir, bilen bilir. Alık bir yüz, kocaman bir ağız ve hunharca bir gülümseme. Bu gülümsemenin çok eskilere, tornet sürülen, bisikletle yokuşaşağı el bırakılan, tümseklerden atlanılan o günlere dayandığı aşikar... Kızların yakışıklılığa mı, motora mı, "bana bakıyor mu acaba" düşüncesiyle mi motora baktığı konusu henüz benim için bir giz yani dolaştırmiyim lafı bilmiyorum.
Şimdi en zor bölümdeydik. öyle bankalardaki yaşlılar gibi sıra beklemez ki bu öğrenci milleti, herkes bi yerlere yayılmış, kimi her an sevişecek gibi ya da antrenmanını yapıyor gibi kız arkadaşının üzerine ritmik olarak abanıyor, kimi elindeki notları karıştırıyor, sıranın biraz sonra kime geleceğini benim kadar kimse merak etmiyor, kimi hiç orayla alakası yokmuş kadar uzakta... Ne yapmalıydı hangi ses tonuyla giriş yapmalıydı? Nasıl öğrenmeliydi bu kuyruğun sonuncu kişisini? Herkesin o dimdik bakışları üzerimden yeni gitmişti, şimdi ilginç bir ses tonuyla tekrar bakışları üzerime almak bana zor geliyordu. Daha fazla ortalıkta hiç bir şey yapmadan böyle dikilmek de sonuçta beni zonta gibi gösterebilirdi. Çok acil birine sormalıydım, ama nasıl? Eline batmış bir kıymığı çıkarır gibi mi yapsaydım yoksa başı ağrıyormuş gibi kafamı şöyle kaşısamıydım? Hala bir şey bulamamıştım ve vakit artık daralıp son haddine gelmişti bile günah da benden gittiiiii diyerek geri dönüşü olamayan bir yola girilmişti. Ses akciğerden çıkıp ağızda biten bu yolculuğa çıkmıştı artık. Şimdi o sese şekil verilmeliydi.
Size tüm samimiyetimle söylüyürum, hayatımda hiç olmadığım kadar concon biri olmuştum. Şöyle dedim:Ya bu sırnın sonu nerzse, kim? Gibi bi şey çıktı ağzımdan. Sessizlik... E sorun neydi neden olmamıştı? Neden kimse net bir cevap vermiyordu? Nesi zordu "şurası" demenin. artık bi kere ses çıkardığım için ikinci soruyu sormak kolaylaşmıştı. Çünkü ilk soruda beklediğim deprem etkisi olmamıştı. Ben de bir işportacı kadar kitlelere yüksek sesle konuşabilirdim artık. Daha yüksek ve hafif de hesap soran bir tavırla "siz misiniz" dedim kızlı erkek li bir grubun sonundakine. "Hayır" hasta gibiydi zorla konuşmuştu. Ve eliyle meseleden uzak diye daha önce yargıladığım insanları gösterdi. Ama orada kimse sıra halinde değildi ki. Bir iki adım attım ve dediği yere gittim. Şimdi kuyruktakiler buna da gülebilirler dedim içimden. Öyle ilginç konumlanmıştım ki. hiç böyle sıra olmamıştım. Küçülüp kaybolmak istediğim nadir anlardan birini yine yaşamıştım işte... Geri dönüş yolundaki kızı görmek ise çok zordu. Bu sıra akşama kadar zor biterdi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder